ANLAM

Günümüz İnsanının Anlam Çığlığı

Biz psikoloji alanında çalışanlar, Her gün pek çok danışan ile karşılaşıyor ve onların yaşama ilişkin kaygılarına tanık oluyoruz. Kimseyle kolay kolay paylaşamadıkları, yaşama ilişkin çok özel zorluklarını bizlerle paylaşıyorlar.

Çalışırken danışanlarımın en hassas alanları ile temas eden biri olarak ‘nasıl daha iyisi olabilir, nasıl daha iyi yardım edebilirim?’ soruları yıllardır döner durur kafamda…

Bazen sadece eşinden işiteceği bir cümlenin nasıl da yaşamını değiştirebileceğine tanık olurum zaman zaman. ’Şimdi size ne söylese bu iyi gelirdi?’ diye sorduğumda ‘acıma şapka çıkarılmış olması iyi gelirdi, canımın yandığını anlamış olması iyi gelirdi ’ yanıtlarını duydum eşinin sadakatsizliğine uğramış kadınlardan. Acı anlam bulduğunda hafifliyor. Şapka çıkarıldığında hafifliyor…

 En hızlı ve en aktif nasıl daha yararlı olabilirim sorusuna yanıt ararken birçok terapi yöntemi öğrendim bu süreçte. Logoterapi bunlardan biri. Logoterapi yi anlam yoluyla iyileşme diye de tanımlayabiliriz aslında. Logoterapi; Varoluçcu Felsefenin ortaya çıktığı İkinci Dünya Savaşı sonrası Victor Frankl tarafından geliştirilen bir terapi yaklaşımı. Aslında bir yaşam biçimi ya da felsefesi demek daha doğru olur.

Anlamı yoksa yaşamın…

Bir Amerikan üniversitesinde intihar girişiminde bulunan 60 öğrenciye bir anket yapılmış ve bu öğrencilerin % 85’i, intihar girişimlerine gerekçe olarak ‘yaşamın anlamsız gözükmesini’ göstermiştir.

Bu çocukların % 93’ünün aktif sosyal yaşamı vardır ve akademik başarıları da yüksek ve aileleri ile ilişkileri de iyidir. Bu veriler, İnsanların sosyoekonomik durumlarını değiştirdiğinizde her şeyin yolunda gitmeyeceğinin göstergesi.

Yaşama savaşı şiddetini kaybedince ön plana çıkan soru şu ‘ ne için yaşam ?’ Günümüzde pek çok insan yaşamak için gerekli olanaklara-araçlara- sahip ama yaşamak için bir anlamları yok…

Anlam ve amaç yoksunluğu duygusal uyumsuzluğun göstergesidir. Albert Einstein ‘ yaşamını anlamsız gören kişi hem mutsuzdur hem de yaşama uygun değildir. ‘ demiştir. Anlamın iyileştirici bir gücü vardır. İkinci  Dünya savaşında, Auschwitz toplama kampında, Japon, Kuzey Kore ve Kuzey Vietnam esir kamplarında yapılan psikolojik incelemelerde, kamplarda yaşama şansı en yüksek olanların, her zaman için kendinden başka bir şeye, hizmet edilecek bir davaya ya da sevilecek bir insana yönelenler arasında olduğu görülmüş.

Anlam bulmada en temel alan, kendini gerçekleştirebilmek… Kendini gerçekleştirmek bir süreç, nihai olarak kendini gerçekleştirme durumundan söz edemeyiz hiçbir zaman. Kendini aşma noktasında kendinizi de gerçekleştirmiş olursunuz. Kendini aşmaya, çok kabaca karşılık beklemeden vermektir diyebiliriz. Bir şey yaparsınız ama istediğiniz için yaparsınız, birine, birilerine iyi gelsin diye yaparsınız o şeyi. Birisinin acısını azaltmak için bedel ödersiniz bazen…İşte bu kendinizi aştığınız an’ dır. Aynı zamanda kendini gerçekleştirmekte olmanın da bir adımı.

Kendini gerçekleştirmek için geçerli olan kimlik ve mutluluk için de geçerlidir. Mutluluğa engel olan şey, ‘mutluluk arayışının kendisidir.’ Bunu ne kadar çok hedefimiz yaparsak bu hedeften de o kadar uzaklaşırız.

Anlam bazen sadece küçük bir çocuğun, sırtının sıvazlandığında size bakan gözlerinde, bazen de yaptığınız işte çoğu zamanda verdiğiniz-kendinizi aşarak- verdiğiniz sevgide saklı…

 Çok uzaklarda değil…

Sessiz çığlıklarınızı duyabileceğiniz günler dileğiyle…