ŞİDDETE KARŞI EL ELE VERME ZAMANI

Son günlerde ülkemizde yaşanan korku süreci gittikçe tırmanıyor. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde birbirini öldüren eşler, çocuklara tecavüz edenler, kavgalar var, en önemlisi de hepimizi derinden yaralayan bombalamalar üzerine kurulan bir korku filmi seyreder gibiyiz. Peki acaba insanoğlu neden paylaşamıyor bu güzel dünyayı? Neden insanca yaşamak yerine öldürmeyi, zarar vermeyi seçiyor? Araştırdığımızda aslında bütün bu olumsuz olayların altında bir var oluş çabası var. Erkekliğini kanıtlama, güçlü olduğunu ilan etme , dünyayı yönetme hepsi aslında birey olma basamaklarının tamamlanamaması sonucu oluşan  bir kaos….Ama birileri var olmaya çalışırken diğerlerini yok etme pahasına…….

Şiddetin nasıl oluştuğuna baktığımızda önce tanımı ile başlamak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Şiddet dar anlamıyla, kişilere ve nesnelere yönelik düşmanlık ve öfke duygusunun, yoğun ve yıkıcı bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Kapsamlı şiddet tanımı ise Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) tarafından yapılmıştır. Buna göre  “bireyin kendisine, başkasına, belirli bir topluluk veya gruba yönelik yaralama, ölüm, fiziksel zarar, bazı gelişim bozuklukları veya yoksunluk ile sonuçlanabilen, tehdit ya da fiziksel zor kullanma” olarak tanımlamıştır. Şiddette güç kullanımı yanı sıra saldırganlığı yansıtan tüm söz, yaklaşım, tutum ve hareketler, bedensel ya da ruhsal etkilenmeler önemlidir.

 

Şiddet oluşumunda birçok nedenin etkili olmasından dolayı, şiddet biyo-psiko-sosyal bütünlük içinde ele alınmalıdır. Biyolojik nedenleri arasında genetik, hormonlar, bilişsel değişikliklere neden olan fiziksel ve ruhsal hastalıklar sayılmaktadır. Psikolojik nedenler arasında ise, şiddetin getirdiği kazanç, anne baba tutumları, engellenme, tahrik edilme, güç ve kontrol sağlama, bağımlı/muhtaç olma, iletişim ve çatışma çözme becerilerinin öğrenilmemesinin yer aldığı kabul edilmektedir. Sosyal nedenler olarak da, toplumda şiddetin hoş görülmesi, sorun çözme yöntemi olarak görülmesi, aile eğitiminin yetersizliği, medyanın etkisi, cinsiyet rolleri, yaşam sıkıntıları, göçler ve küreselleşme sayılabilir.

 

Olumsuz biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenlerle ortaya çıkan dört tip şiddetten söz edilmektedir. Bunlar, fiziksel şiddet (itme-kakma, dövme, vurma, tokatlama, tekme, bıçaklama), cinsel şiddet (tecavüz etme, zorla ya da erken yaşta evlendirme, laf atma, kaba/duygusal kuvvet kullanarak cinsel ilişkiye zorlama), duygusal şiddet (hakaret, küfür etme, utandırma, sürekli eleştirme, alay etme, isim takma, sosyal olarak izole etme, sevgi göstermeme, aşağılama, başkalarının önünde küçük düşürme) ve ekonomik şiddettir (zorla kişinin parasını yönetme, elinden alma). Diğer taraftan şiddet, uygulandığı kişiye göre de kendine yönelik, kişilerarası ve kollektif şiddet olmak üzere üç grupta tanımlanmaktadır. Kişinin kendisine yönelik şiddette intihar, intihar girişimi ya da farklı türde davranışlar yer almaktadır. Kişilerarası şiddette, kişinin bir başka kişiye, genellikle çocuk, eş, arkadaş ve yaşlılara yönelik olarak sıklıkla evde uyguladığı şiddetten söz edilir. Ancak bu şiddet biçimi, sokak, okul, iş yeri, hapishane ve yaşlı bakımevleri gibi her ortamda görülebilir. Kollektif şiddete ise, tüm dünyada yaşanan çete çatışmaları, mafya olayları, terör olayları ve savaşlar örnek verilebilir.

 

Şiddetin sonucunda ne olur? KORKU-SALDIRGANLIK-İÇE KAPANMA ve DAHA FAZLA ŞİDDET. Saldırganlık başkalarını incitmeyi amaçlayan her türlü davranış ya da eylemdir. Öfke ile sıkça karışır. Oysaki öfke bir duygu, saldırganlık ise bir davranış şeklidir. Şiddet, insanda doğal olarak var olduğu kabul edilen saldırganlık eğiliminin bireysel ya da toplumsal boyutta, ancak diğerine zarar verecek biçimde dışa vurulması, yansıtılması olarak da tanımlanabilir. Genellikle engellendiğimiz zaman ortaya çıkmakla beraber sosyal öğrenme de saldırganlık ve şiddetin oluşumunda çok etkilidir. Saldırgan davranışların oluşmasında taklit önemli bir süreçtir. Bir çocuk ya da genç öfke ve saldırganlık düzeyini kontrol edemeyen ve bunu sağlıksız şekilde ifade eden ana babasını gözlediğinde, sözle saldırmayı, insanlara bağırmayı ve katı bir şekilde eleştirmeyi öğrenir. Böylece çocuğun ve gencin saldırgan davranışı, başkalarında gözlediği davranışlar tarafından biçimlenir.

 

 

O halde dünyamıza ne oluyor? Savaşlar bitmiyor, çıkarlarımız uğruna birbirimizi yok ediyoruz. Ekim ayından bu yana üç bombalama gündemimize yer etti. Bununla da yetinmeyip çocuklarımıza tecavüz edilen verilen zarar yetmezmiş gibi ölümüne yol açan olayların olmadığı gün yok gibi. İçimiz acıyor , korkuyor ve nereye gidiyor bu ülke sorusunu soruyoruz birbirimize……Gerçekten de ne oluyor belki ektiklerimizi biçiyoruz ,şiddet içeren çizgi filimler, bilgisayar oyunları, çarpık ilişkilerin çok sayıda olduğu dizi filimler. Hiç birimiz bunlara ses çıkarmadık yeteri kadar belki kendi aramızda konuştuk ama yaptırım amaçlı değil, her zamanki gibi bir Öğrenilmiş Çaresizlik içinde şikayet ederek. O halde şaşırmayalım bu gün olanlara haz odaklı bir toplum olduk, engellenmeye dayanamıyoruz. Bildiğiniz gibi yeni doğan bebekte  ilk oluşan duygu HAZ dır. Anne memesine ulaştığında ve karnı doyduğunda en mutlu andır bebek için, sonra haz duygusunu korku ve öfke takip eder. Bunlar ilkel duygulardır. Büyüdükçe daha bilinçli duygular oluşur. Gurur, öz güven, utanç gibi….Toplumumuza baktığımızda hala ilkel duyguların etkisi olduğunu görmek mümkün. Yaşam boyu hepimiz bir gelişim süreci içindeyiz ve değişik evrelerden geçerek olgunlaşıyoruz. Bazen de davranışlarımız çocuk olduğumuz dönemlere hatta bebeklikte ki davranışlarımıza benzeyebiliyor. Bu REGRESYON (gerileme ) olarak tanımlanıyor. Üçüncü sayfa haberleri öylesine ilkel duygu ve davranışları içeren olaylarla dolu ki, bazen kanımız donuyor. Bunu yapanlar insan olamaz dediğinizi duyuyor gibiyim. Aslında bu süreç hepimizin sorumluluğu, sadece öldürenler şiddet uygulayanlar değil toplum olarak boş vermişliğimizin sonucu…Engin Gençtan hocamızın söylediği gibi “Günün birinde ekonomik bir deve dönüşsek bile, neyin yanlış gittiğini anlamak için çaba göstermediğimiz sürece, çocuk yetişkinlerden oluşan bir toplum olmanın savrulmalarından kurtulamayacağız”. O halde toplumun en küçük birimi olan aileden başlayarak, sorumluluk almaya, sınırları fark etmeye ve ortak amaçlar üzerinde buluşarak var oluşunu tamamlamış gerçek bireyler olma yolunda ilerlemeliyiz.

 

İnsan olmayı hatırlamanın, ilkel duygu ve dürtülerden kurtulmak için ben olma çabası yerine BİZ OLMA yolunda devam etmenin önemini fark ederek yaşamak için şimdi ELELE VERME zamanı, yarın çok geç olabilir…….

 

Jean J. Rousseau “Biz hepimiz tek kanatlı melekleriz, ancak birbirimize sarılırsak uçabiliriz.”

 

İnsan, büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır. Fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki insan içindeki o ilmi okuyabilsin. Bu perdeler ve karanlıklar; bu dünyadaki türlü türlü meşguliyetler, insanın dünya işlerinde aldığı çeşitli tedbirler ve gönlün sonsuz arzularıdır.

                                                                 Mevlana